Sabah-ı Şizofreni
Bu sabah dişimi taradım, saçlarımı fırçaladım. Yüzümü şampuanla yıkadım. Akşam yemeğimi demli bir çayla, sabah yedim.. Balkanlardan gelen sıcak rüzgar havalarıyla karışık sigara doldurdum ciğerlerimi. Kitap yazdım, defter okudum bir de.
Kendi söylediğim ıslıkları dinledim aynanın karşısında.
Cümleler kurdum devrik.
Bu sabah yatağın yalnız tarafından uyandım.
Yokluk
Gözümü kamaştıran yokluğun, bir güneş gibi parıldıyor karşımda. Oturmuş, yokluğunu izliyorum büyük bir hayranlıkla, gülümsüyorum. Ellerimi kavuşturuyorum. Gözlerimi kapatıyorum, nefes alamıyorum. Mavi bir kelebek, kırmızı bir fil, beyaz karıncalar, siyah çimenler, kurumuş bir ağaç, sonsuzluğa giden çöl, bir de yokluğun var işte. Kuru ağaca dayıyorum sırtımı, çömeliyorum, gözümü ovuşturuyorum. Karıncalar harıl harıl çalışıyorlar, şaşırıyorum. Gökyüzünden bilmem kaç milyon beyaz baloncuk yağıyor. Güneşli bir günün ayazında minimalize etmek istemiyorum saçmasapan düşlerimi. Yürüyorum, cebimde olmayan ellerimi sallaya sallaya… Sarhoş gibiyim, sallanıyorum az biraz. Islık çalarak oyalıyorum bazen kendimi.. Her yer mezar şimdi, her yer humuslu toprakla karışık ölü kokuyor. Kendi yarattığım, ıssız, karanlık, soğuk cennetimdeyim.
Sevenlerde sevmeyenler kadar küfür ediyor artık. Bazıları da çırılçıplak soyunup küfürlerini gerçekleştiriyor adeta. Üzmek istemeselerde birbirlerini, çıldırıyorlar aşklarından sabaha kadar. Kimse bilmiyor. Şimdi dans vakti.
Geçmişe bakıp gördükleri karanlık gölgeleri görmemek için insanlar kaçıyorlar karanlığa. Gerçek dost olan karanlıkta, çirkin yüzlerini görebilmek için düşmanlarının. En büyük öğretmenleri olan düşmanları var ya hani.. En asabi, en çekilmez ceza gibi, tahtaya tebeşirle tekrar tekrar yazıp, öğrenmemiz gereken…
Çok konuştum ben, hadi sen de bana son cümlelerini söyle artık. Ben unuttum neyi unuttuğumu. Yani varlığını unutmuştum tam da şimdi,aslında yokluğun hep karşımda ! Öyle bir şey işte…kem küm… vesaire..
Deliriyorum, şimdi koşmam gerek gökyüzüne…Başımı öne eğiyorum, kafama sıkıp düşüyorum kendi cennetimde. Artık ben de yokum, senin yokluğunla.
O kadar.
Acı
Ve acı, hep susmaktır..
Ve acı, gerektiğinde gidebilmektir araftan köz kokan soğuk cehennemlere.
Ve acı, bir sigarayla kendini kandırabilmektir,
Ve acı, yarayı da yarabandını da saklamaktır arka cebinde,
Yıldızlardan bile uzak olan insanlara şiirler yazmaktır,
Sırrını fısıldayabilmektir rüzgara,
Aynalarla konuşup dost olmaktır ..
Gerektiğinde beyaz bayrak çekebilmektir içinde yaşayan ölüye…
Sonra gülebilmektir arsızca yüksek sesle,
Gece gündüz tenhalarda dolaşıp kendi kendinle konuşmaktır
Yazın üşüyebilmektir, zemherideyse terlemektir umarsız düşlerde..
Onun ne istediğini bilmeden, sadece gülmesini beklemektir sessizce
Her şeyinle koskoca bir hiçi beklemektir acı.
Bazı insanlar sadece rüyalarımızda yaşarlar.
Direnmek
Hep kulağına kötü sözler fısıldayan rüzgara karşı yürüyeceksin hayatta, apansız sendelesende yere düşmeyeceksin. Dostun da düşmanın da yürüdüğün o yol olacak.Dinlenmek olmayacak o yolda. Ayakların nasır tutacak kalbinle birlikte, acınacak ve gülünecek hale geleceksin. Yüzlerini görebildiğin gölgeler bırakmayacak peşini. Her sabah yeniden aşık olacak ve gecesine bir kere daha unutacaksın. Geceye inat gündüzü düşleyeceksin. Her sigara içişinde farklı tatlar gelecek ağzına, farklı hayaller kurup aynı kişiyi yaşayacaksın. Hayatın tekin olmayan yollarda geçecek. Farklı sorulara aynı cevaplar arayacak aynı soruya farklı cevaplar bulacaksın. Yeri gelecek bir kadeh bir de sigarayla dertleşirken bulacaksın kendini. Beraber yürüdüklerin olsada o yolda hep yalnız kalacaksın. Sustuğunda herkes bir parça birşeyler söyleyecek sana, geçici rahatlayacaksın. Sonra yine aynı kabuslar olacak hayallerinde. Yüzüne gülen arkadaş bildiklerin arkandan kötü sözler söyleyecek sen yine yapmacık güleceksin. Ve tüm bu olanlar sadece içtiğinde aklına gelecek. Anason kokacak masan izmaritle karışık.
Zaaflarına yenik düşecek, yenileceksin. Sen yenilmeye mahkumsun, ölüp gideceksin. Sadece kendi savaşında direnecek, kendi savaşına esir düşeceksin.
Direnmek senin işin…
İnsanlar
Elleri cebinde kırmızı burnuyla yağmur kokusunu koklayarak bütün gücüyle yürüyordu karanlık, dar sokaklarda.. Kelebeklerin intihar ettiği mevsim çoktan gelmişti. Kupkuru kalabalıklar bile iliklerine kadar ıslanmıştı artık bu şehirde. Pişmanlıklarla doluydu insanların yüzü. Sanki hepsinin ortak bir tanıdığı ölmüştü, kimse gülmüyordu.
İnsanlar doğuyordu, insanlar sevişiyordu, insanlar ağlıyordu, insanlar gidiyordu.
Kaç cümle silmeliydi hayattan daha ? Bilemedi.
Moody Blues - Melancholy man
Finallerden sonra
Memleketin havası farklıydı ama yapılacak bir şey kalmadığında böyle kararsız kalırsın bir şeyler yapmamakla, ne yapmasam diye düşünürsün ya işte öyle bir boşluktaydık aslında. Uzun zamandır görüşmediğimiz arkadaşlarla biraz nargile, biraz batak, tavla ve ardı arkası kesilmeyen demli çaylar… Hoş nargile de yasaklanıyormuş artık mekanlarda. Onu konuştuk. Kızların az biraz kulağını çınlattık. Okuldaki proflardan, bu haftaki maçlardan ve geçmişten.. Geçmişi hatırladık ve çok acı güldük bir ara.. Bol küfürlü ve lanlı cümlelerle rahatlamaya çalıştık sonra. Yetmedi, bir sigara daha yaktık. Yetmedi, bir çay daha söyledik…
Ders telaşından kitap okumayı, sanatı, gezip tozmayı, haklarımızı öğrenmeyi, aramayı unutmuş ya da unutturulmuş olan biz “öğrenciler” zaten uyuşturulmuştuk ölü ellerle.. Hayata borçlu başlamıştık bir kere böyle giderse de borçlu bitirecektik. Anlamlı bakışlarla boş boş düşünüyorduk aslında. Tek derdimiz bize giren sınavlar, vizeler, finallerdi… Dirseğimiz çürüyordu..Hepimizin dertleri farklı olsa da aynı rutin hayatı yaşıyorduk masa başlarında.. Gerisi zaten s*ktir etti, boşverdi..
Sonra gülümsemeye çalıştık asık suratlarımızla.
Kalktık, vedalaştık, evlerimize doğru yavaş adımlarla yürümeye başladık dar sokaklardan, istemeye istemeye..
Bazılarımız..
Biz farkında olmadan O’nu kendimize değil, kendimizde saklarız. Aramızda dağlar,yıllar,yollar var olsada fark etmez,sabah olduğunda O’nunla doğar akşam olduğunda O’nunla batarız.. Aklımıza gelmesine gerek yoktur. Çünkü her saatte, her dakikada ve her saniyede zaten O vardır.
Kalbimize kendi ellerimizle kazdığımız kuyulara düşer, hiç çıkamaz bazılarımız. Kimse gelmez bizi çıkarmaya, eriyip kayboluruz. Kendi kanımızla boğulur, kendi kanımızda yok oluruz. Her kalp atışı ayrı bir acı, her nefes ayrı bir sancıdır. Sonra, sonra hiç olmaz.
Onu bulmaya çalışırken kendimizi hiç bulamamak üzere kaybeder bazılarımız. Sonra tek amacımız kendimizi aramak olur koskoca dünya labirentinde. Gazı bitmiş bir çakmağı inatla yakmaya benzer bu. Gerçek düşlerde onu bulmak varken biz uyanmaya çalışırız.
Düşlerimiz gerçektir aslında hepimiz büyük pembe yalanlarla yaşarız.
Rutin
Otobüsten indiğinde mis gibi deniz kokuyordu gökyüzü.Simit satan çocuklar endişeli görünüyordu. Ağaçların yapraksız kaldığı buz gibi bir sabahtı. Sakin kalabalıklar çoktan işlerine gitmişler, hayat bir süreliğine durmuştu. Bilmediği bir yerde deniz kenarındaki herhangi bir parkta herhangi bir banka oturdu ve düşünmeye başladı..
” Keşke ben hep çocuk kalsaydım ya da bazı insanlar hiç olmasaydı. ” dedi içinden.
Bazı insanları hiç tanımaması gerektiğini düşündü. Bazı insanlarla daha çok vakit geçirmesi gerektiğini de.. Yanlış seçilen bir arkadaş bir sürü dosttan ediyordu çünkü. Hayat bu kadar acımasızdı işte. Dünya bu kadar cehennemdi.
Sustu.
Kimseye çaktırmıyordu.
Beyni adeta yalnızlık kusuyordu..
Ve bazen düşünmek aslında hiçbir şey yapamamaktı.